| Günümüzde insan yaşamını tehdit eden iki önemli sorun, besin darboğazı ve insan eliyle mevcut ekosistemlerde gerek madde döngülerinin kesintiye uğratılması ve gerekse kirletilerek yok edilmesidir. Bu iki temel sorunun çözümlenmesi yaşamın devamlılığının sağlanması günümüzde ciddi felsefi arayışları ve insan türünün doğadaki yerinin ve rolünün tekrar irdelenmesini beraberinde getirmiştir. Bu arayışlar sonucunda doğayla uyum içinde olan ve onun bütünselliğini bozmayan insan davranış kalıplarının doğru, diğerlerinin ise yanlış olduğunu ortaya koymuştur. Günümüzde artık insan merkezli dünya düzeni, yerini ekolojik merkezli dünya düzenine devretmiştir. Çağdaş bir yaklaşımla insan türü tüm canlıların içinde bulunduğu ve birbiri ile sıkı ilişki içinde olduğu dünya ekosisteminin bir parçasıdır.
İnsanın dünya üzerinde yaşamını sürdürebilmesi, doğal sistemlerin sağlıklı işlemesine bağlıdır. Bu nedenle doğanın korunması, insanlar için sürdürülebilir bir geleceğin güvencesidir.
Doğa koruma kavramı, en basit tanımıyla dünya üzerindeki ekolojik ve genetik çeşitliliğin devamlılığının korunması olarak ifade edilebilir. Ancak bu tanım, maksimum sayıda canlı türünün korunmasından daha geniş bir anlam ifade etmektedir. Koruma kavramı, genetik çeşitlilikten, türlere; topluluklardan, ekosistem çeşitliliğine ve ekosistem bazındaki süreçlere kadar canlı ya da cansız çevrenin bütün unsurlarının yani biyolojik çeşitliliğin korunmasını içermektedir.
O halde doğa koruma, dünyadaki bütün canlı ve cansız kaynakların varlığının ve geleceğinin güvenceye alınması amacıyla korunması ve yönetilmesi demektir.
Dünya üzerindeki en önemli doğal ekosistemlerin bozulmuş ve çok sayıda türün zaten yok olmuş bulunduğu bir ortamda doğa korumanın amacı, doğal çeşitliliğin bütün mevcut örneklerinin koruma altına alınarak yine doğal alanlarda var olmasını sağlamaktır.
Doğa koruma düşüncesinin altında yatan nedenler hem “felsefi” hem de "pragmatik/ yararcı" bir anlayıştan kaynaklanmaktadır. Biyolojik çeşitliliğin öneminde de bahsedildiği gibi doğa korumanın genel olarak etik, ekolojik ve ekonomik olmak üzere üç kategori içinde ele alınabilen temel gerekçeleri şunlardır:
- Etik (Ahlaki) nedenler: İstisnasız bütün dini inançlar ve felsefi düşünce sistemleri ile manevi, ahlaki ve kültürel değerler doğadaki varlıkların korunmasını öğütler.
- Ekolojik nedenler: Bilim, yeryüzünde yaşamın sağlıklı bir şekilde devamını, doğal dengenin ve ekosistemi oluşturan unsurların korunmasına bağlamaktadır.
- Ekonomik nedenler: İnsanın ve diğer canlıların beslenme, barınma, sağlık gibi bütün ihtiyaçlarının kaynağı doğadır. Örneğin, kullandığımız ilaçların büyük bölümünün kaynağı- henüz keşfedilmemiş olanlar dahil- yabani türlerdir.
Özellikle XX. yüzyılda yaşanan nüfus artışı, endüstrileşme ve aşırı tüketim, doğal çevrenin sınırlı kaynakları üzerinde baskılar yaratarak çevrenin değişmesine bitki ve hayvan topluluklarının bir daha geri gelmemek üzere yok olmasına neden olmaktadır. Her yok olan tür bu karmaşık sistemin bir halkasının daha kopması ve doğal dengenin biraz daha bozulması anlamına gelmektedir. Böylesine bozulan bir çevrede insanın yaşam alanı da gittikçe daralmaktadır.
|