:: ANASAYFA ÇEVRE KÜTÜPHANESİ - Genel Hatlarıyla Türkiye'nin Biyolojik Çeşitliliği
»  Hakkımızda
»  Çalışmalarımız
»  Çevre Kütüphanesi
::  Ekoloji
::  Yasal Düzenlemeler
::  Biyolojik Ceşitlilik
::  Doga Korumanin Yollari
::  Neden Doga Koruma
::  Genel Hatlarıyla Türkiye'nin Biyolojik Çeşitliliği
::  Biyolojik Çeşitlilğe Etki Eden Faktörler
::  Çevre Sözlük
»  KACED bülten
»  Kapasite Geliştirme
»  Politika Oluşturma
»  Uluslararası İlişkiler
»  Kurumsal Destek
»  Kurumsal Gürüşler
»  Foto Galerisi
»  Etkinlik Fotolar
»  Proje Destekçileri
»  Bize Ulaşın
 
 
     
 
GENEL HATLARIYLA TÜRKİYE’NİN BİYOLOJİK ÇEŞİTLİLİĞİ
 
 

Bir yöre veya bölgedeki biyolojik çeşitliliği belirleyen başlıca faktörler, o bölgede mevcut olan yeryüzü şekilleri, iklim, organizmalar, toprağın anaç kayası, ve zaman faktörleridir. Türkiye, coğrafi konumu nedeniyle eski dünya kıtaları olan Asya, Avrupa ve Afrika arasında doğal bir köprü gibidir. Bu durumda Anadolu, biyolojik çeşitlilik oluşum faktörlerinin, hem konum hem de zaman dilimi içinde, çok farklı şekillerde bir araya gelmesine olanak tanımıştır. Anadolu, her üç kıtada görülen farklı ekosistem örneklerini, tek başına kendi üzerinde taşımaktadır. Bu zengin ekosistem ve arazi mozayiğinde pek çeşitli habitatlar (yaşam alanları) oluşmaktadır. Bölgenin bu zengin ekosistem çeşitliliği, bölgedeki hem tür, hem genetik ve hem de ekolojik olaylar çeşitliliğini, doğuran bir “ana” olmuştur. Türkiye, yeryüzünde, arazi yüzeyi olarak kendi payına düşenin çok üzerinde bitki ve hayvan türü çeşidine sahiptir;  ve  de barındırdığı biyolojik çeşitlilik öğeleri ile yerkürede  önemli bir konuma sahiptir.

Dünyanın 25 biyolojik çeşitlilik merkezinden ikisi Türkiye’de yer almaktadır. Bu iki alandan biri, Kuzey Anadolu-Kafkasya Ilıman Kuşak Ormanları, diğeri de ülkemizin güneyini de içine alan Akdeniz Havzası Ormanları ve Makilikleridir.

 
 
 
  Türkiye’nin yeryüzü şekilleri ve biyoçeşitlilik  
 

Türkiye, yeryüzü coğrafyasının nispeten dağlık bir bölgesinde yer almaktadır. Ülke yüzölçümünün yaklaşık % 75’i dağlarla kaplıdır. Ayrıca, 1000 metreden yüksekte yer alan alanların, toplam ülke alanına oranı  %56’dır.

Fiziki bir dünya haritası üzerinde Türkiye’nin topoğrafik yapısı incelenirse, Türkiye’nin komşularına göre daha yüksek olduğu kolayca fark edilir. Kuzeyde ve güneyde denize paralel olarak uzanan dağ sıraları, doğu ve batıda bu genel doğrultuyu korumaktadır. Dağ oluşumlarının ülkenin fiziki yapısında belirleyici olması, ekolojik koşulların gelişmesinde etkili olmuştur. Karadeniz ve Akdeniz’de dağ sıralarının kıyılara paralel olarak uzanması yağış yüklü hava kütlelerinin iç kesimlere sokulmasını engellerken, denize bakan yamaçların bol yağış almasına neden olmaktadır. Ege’de dağ sıraları denize dikey uzandığı için dağlar arasındaki geniş vadiler kanalıyla, deniz etkisi kıyıdan birkaç yüz kilometre içerilere kadar sokulmaktadır. Vadilerin tabanından akan akarsuların taşıdıkları alüvyonlar, Ege’nin bereketli ovalarını oluşturmaktadırlar. Dağ sıraları İç Anadolu’nun doğusunda birbirlerine iyice yaklaşmakta, daha doğuda kuzeydoğu ve güneydoğu yönlerinde birbirlerinden uzaklaşmaktadırlar (Anadolu diyagonali).
Ovaların ve platoların yükseklikleri İç Anadolu’da 700-1100 metreler arasında değişirken, Doğu Anadolu’da 1100-1900 metrelere ulaşmakta, Güneydoğu Anadolu’da ise 500-700 metrelere inmektedir. Yer yer görülen geniş ovalara ve platolara rağmen engebeli ve dağlık bir topoğrafya ülkenin bir ucundan diğer ucuna uzanmaktadır.

Türkiye’nin dağlarında, 5000 metrenin üzerinde bir, 4000 metrenin üzerinde üç, 3000 metrenin üzerinde yüz yirmi dokuz zirve bulunmaktadır. Dünyada bazı ülkelerin üç bin metreye ulaşan bir tek zirvesi bile bulunmadığı anımsanırsa Türkiye’nin ne derece engebeli olduğu daha iyi anlaşılır. Yukarıda da belirtildiği gibi, bu denli farklı bir topoğrafik yapı çok değişik ekolojik koşulların gelişmesine ve sonuç olarak flora ve faunada tür çeşitliliği ve zenginliği ortaya çıkmıştır.

Türkiye coğrafi olarak yedi ayrı akarsu havzasına sahiptir. Karadeniz, Marmara, Ege, Akdeniz, Hint Okyanusu, Hazar Denizi, İç Anadolu ve Doğu Anadolu Kapalı havzaları. Bunlara ek olarak kapalı havzalarda bulunmaktadır. Bunların en büyükleri Van Gölü ve İç Anadolu havzalarıdır.

Türkiye’nin fiziki yapısının diğer bir önemli özelliği de bir kıta karakteri göstermesidir. Anadolu’nun batı dillerindeki bir adı da Küçük Asya’dır. Ülkenin üç tarafının denizlerle çevrili oluşu, içinde bulunduğu iklim kuşağı, jeolojik ve jeomorfolojik yapısı ve topoğrafik özellikleri Anadolu Yarımadasını “Küçük Asya” haline getiren nedenlerin bazılarıdır. Trakya ve Anadolu’da üç tarafı denizlerle çevrili olan Türkiye’yi kuşatan dört farklı deniz, dört ayrı ekolojik karakteri yansıtmaktadır. Karadeniz’de binde on sekiz olan tuzluluk, Marmara’da binde yirmi üçe, Ege’de binde otuz ikiye, Akdeniz’de binde otuz sekize ulaşmaktadır. Türkiye’yi kuşatan denizlerin ekolojik yapılarındaki değişiklikler deniz canlılarında da görülmekte, bitkisel planktonlardan yosunlara, yengeçlere, balıklara, yunuslara, foklara kadar uzanan tabloda her deniz ayrı ve zengin bir görünüm sergilemektedir.

Sıradağların, volkanların, kapalı havza göllerinin, taşkın ovalarının, karstik platoların, denizlerin ve büyüklü küçüklü pek çok nehrin birbirlerine olan yakınlıkları pek çok farklı iklimin aynı zaman dilimi içinde yan yana görülebilmesine neden olmaktadır.
 
  İklim ve biyoçeşitlilik  
 

Türkiye coğrafi konumu itibariyle üç farklı kıta (Avrupa, Asya, Afrika) arasında, fiziki ve jeolojik anlamda bir geçit zonunda yer almaktadır. Bu konumuyla Anadolu, her üç kıtada sergilenen farklı iklimleri, değişik derecelerde taşıyan çeşitli ekosistemlere sahiptir. Bir yanda Afrika’daki gibi kurak ve yarı kurak stepler; öte yanda, orta ve kuzey Avrupa’dakiler gibi yayvan ve iğne yapraklı orman alanları. Bunların ekolojik bir yansıması olarak, Türkiye’nin bulunduğu bölge (dağlık alanların ve coğrafi konumunun da katkısıyla), iklim çeşitliliği bakımından çeşitlilik sergiler.

Topografya ve iklimdeki çeşitlilik Türkiye’deki biyolojik çeşitliliğe iki boyutta yansıyor. Bunlardan ilki “ekosistemlerin” çeşitliliği: subasar ormanları, kumullar, fundalıklar, turbalıklar, bozkırlar, yüksek dağ ekosistemleri ve tuzcul göller bunların en iyi örneklerinden.  Bu çeşitlilik çeşitli yaşam alanları (habitat) oluşturmakta, bu habitat cümbüşünde pek çoğu endemik olan binlerce çeşit bitki ve hayvan türü barınmaktadır. İşin diğer boyutu ise civar bölgelerden fiziksel engellerle “izole” olmuş alanlar. Mikroklimatik (mikro-iklimsel) koşullar, özel toprak yapısı ve jeomorfolojik yapı fiziksel izolasyonun etkisi daha da artıran değişkenler arasında yer alıyor. Tüm bu değişkenlerin bileşimi, biyolojik çeşitliliği artıran en temel kavramlardan birinin, yani endemizmin gelişmesi için çok uygun bir zemin oluşturmakta. Türkiye’deki pek çok yüksek dağ zirvesi, derin nehir vadisi veya kapalı havza gölü işte bu nedenlerle sadece kendilerine özgü pek çok canlı türünü, yani Türkiye’ye endemik türleri barındırmaktadır.

Gerçekten de büyük bir kıtanın özelliklerini kendi ölçeğinde sergileyen bir kara parçasıdır. Örneğin bazı kent merkezleri arasında, aynı gün içerisinde, ortalama sıcaklık farkının 20 dereceye ulaşması sıkça rastlanan bir olaydır. Özellikle ilkbahar aylarında ülkenin farklı noktalarında iki, hatta üç mevsimin görüldüğü nadir değildir. Akdeniz kıyıları yaz sıcağına ulaşmışken, Karadeniz baharı, İç ve Doğu Anadolu kışı yaşıyor olabilmektedir. Sıcaklık dağılımında kaydedilen farklılıklar yağış dağılımında da görülmektedir. Doğu Karadeniz Bölgesi’nde yılda 2000mm yağış alan yerler bulunurken, İç Anadolu Bölgesi’nde bunun sekizde biri kadar yağış alan noktalara rastlanmaktadır.

Sıcaklık ve yağış dağılımındaki farklılıklar canlı varlıklara da yansımakta ve özellikle bitki örtüsünün niceliğinde olduğu kadar, niteliğinde de etkili olmaktadır. Ülkenin bazı yerlerinde çorak bozkırlar bulunmaktadır. Bazı yerlerinde ise ılıman yağmur ormanları vardır. Doğal olarak, bitki örtüsünün oluşturduğu yaşama ortamları yabani hayvan türlerini ülke içindeki dağılımı üzerinde önemli rol oynamaktadır.

 
 

Jeolojik zamanlar ve biyoçeşitlilik

 
 

Anadolu, (günümüzden yaklaşık 120 bin yıl önce başlayıp 10 bin yıl öncesine kadar süren) son buzul devrinde, biyo-coğrafik olarak, bir çok canlı türünün, üç kıta arasında göç yolu üzerinde yer almıştır. Buzul çağında buzullar kuzeyden güneye doğru ilerledikçe, canlı türleri de, Balkanlar ve Kafkaslar yoluyla güneye doğru göç etmişler; bu süreç içinde, soğuk iklime uyum yapan bir çok bitki ve hayvan türü, buzullardan kaçarak Anadolu’da yaşama olanağı bulmuştur. Soğuk ortamlara uyum sağlayanlar, daha çok buzullara yakın bölgelerde; sıcak ortamlara uyum sağlayanlar da buzullardan oldukça uzakta yer alan güney bölgelerde yaşamaya devam etmişlerdir. Diğer türler, soğuk ya da sıcak ortamlara olan uyum özelliklerine bağlı olarak, ara bölgelerde yer almışlardır.

Son on bin yıl içinde ise, buzullar eriyip kuzeye doğru çekilmeye başlayınca, soğuk iklimlere uyum yapan canlılar, bu kez buzulların eriyip geride bıraktığı alanları işgal ederek, kuzeye doğru göç etmeye başlamışlardır. Bu süreç içinde de, güneyde (Afrika, Arap Yarımadası, Güneybatı Asya ve Güney Asya’da) bulunan çok çeşitli canlı türü, iklim ılımanlaştıkça, Anadolu topraklarına gelip yerleşme fırsatı bulmuştur.

Yaklaşık 100 bin yıl kadar süren son Buzul Çağı, jeolojik ve evrimsel zaman boyutu içinde değerlendirilince, Anadolu’daki tür çeşitliliğini doğuran önemli bir etken olmuştur. Anadolu’nun  hem endemik türler, hem de relikt (kalıntı) türler bakımından zengin olması, bu konumunu öncelikle buzul çağında yaşanan göç olaylarına borçludur. 

Havadaki aşırı soğuma ile karakterli dört buzul döneminin arasında, bu süreci parçalara bölen buzul arası ısınma dönemleri yaşanmış. Soğuma dönemleri sırasında kuzeyde yaşayan canlılar güneye doğru yayılmaya başladılar ve Anadolu pek çok canlı türü için önemli bir sığınak işlevi görmüştür. Canlılar için Türkiye’ye ulaşabilecekleri iki giriş kapısı vardı: Trakya ile Kuzeydoğu Anadolu. Kuzeyde yaşayan canlılar bu kapılardan girerek Anadolu’ya yerleşmişlerdir.

Ancak Anadolu’yu kuzeydoğudan Antakya yönüne doğru ikiye bölen ve yüksek dağ silsilelerinden oluşan Anadolu Diyagonali adını verdiğimiz fiziksel engel, bu iki kapıdan giriş yapan bazı canlıların bir birleri ile Anadolu’da yeniden buluşmalarına engel olmuştur. Hareket yeteneği az gelişmiş olan bitki türleri ve bazı hayvanlar, bu diyagonalin batı ve doğusunda bir birlerinden bağımsız olarak çoğalarak farklılaşmaya başladılar. Bu durum Anadolu’daki biyolojik çeşitliliğin daha da artmasını sağlamıştır.

Buzul arası sıcak dönemlerde ise güneydeki canlı toplulukları kuzeye doğru harekete başladılar. Bu dönemlerde Antakya, Güneydoğu Anadolu ve Iğdır Ovası, Afrika ve çöl kökenli türlerin Türkiye’ye ulaştıkları giriş kapısı işlevi gördüler. Tüm bu güneye iniş ve kuzeye çıkışlar, Anadolu topografyasından doğan mikroklimatik zenginlik nedeniyle çok daha şaşırtıcı izler bıraktı bu topraklar üzerinde. Güneyde olmasına rağmen serin ve nemli bir iklime sahip olan kara parçalarını kuzeyli türler, diğer yandan, kuzeyde olmasına karşın sıcak Akdeniz iklimi özelliklerini taşıyan alanları ise güneyli türler terk etmedi. Bugün Akdeniz’in tam yanı başında uzanan Amanos Dağları’nda Karadeniz ikliminin kayın ormanlarını, Kelkit Vadisi’nde ise Akdeniz’e özgü kızılçam ve sedir topluluklarını yaşatan şey, aslında tarihin Anadolu üzerinde bıraktığı izlerden başka bir şey değil.

Buzul dönemleri ve aralarındaki gelgitler sadece Türkiye içindeki canlı topluluklarının yer değiştirmesini değil aynı zamanda Anadolu’dan çok daha kuzeyde yayılmış bazı türlerin buraya yerleşmelerini sağladı. Soğuk koşullara uyum sağlamış pek çok tür buzulların çekilmesiyle büyük ölçüde kuzeye doğru yayılmaya başlamış olsa da, bazı bireyler Anadolu’daki yüksek dağların zirvelerine doğru yayıldı ve buralara yerleşti.

Anadolu’nun günümüzdeki sureti, yukarıda konu edilen biyocoğrafik olaylar sonucunda her bir taşı ayrı bir efsaneyi anlatan mozaik özelliğini taşıyor. Anadolu doğasını oluşturan bu mozaik tek bir bütündür ve sadece onu oluşturan parçaların tümü bir arada kaldığı sürece bir anlam ifade ediyor.
 
  Türler ve biyoçeşitlilik  
 

Sadece kültüre alınmış bitki türleri açısından değil, diğer canlı türleri açsından da Türkiye, genetik çeşitlilik bakımından yerküresinin ender bir konumunda yer alıyor. Şöyle ki: Türkiye yüzölçümünün, yeryüzü yüzölçümüne oranı % 0.5 (yüzde yarım) kadardır. Öte yandan, yeryüzünde yaşayan 500.000’den fazla bitki türünün 9.000’den fazlası (başka bir deyişle, yeryüzü bitki türlerinin % 1.8’i) Türkiye topraklarında yetişmektedir. Üstelik bunların da % 33’ü (yaklaşık 3000 tanesi) Yeryüzünde yalnızca Türkiye’de doğal olarak yetişmektedir. Aynı şeklide kuş türlerinin yaklaşık % 5’i, yabani memeli türlerinin yaklaşık % 2.9’u Türkiye’de bulunmaktadır.

Türkiye kuzeyden güneye doğru Avrupa-Asya ve Afrika arasında en doğrudan kara bağlantısını oluşturması ve etrafının denizlerle çevrili olması nedeniyle Batı Paleartik’de kara üzerinde süzülerek göç eden kuş türleri için ana göç güzergahlarından birini oluşturmaktadır. Türkiye, göç eden türler için tam bir “otoyol” konumundadır. İlkbahar ve sonbahar mevsimlerinde senede iki kere gerçekleşen kuş göçü türlerin göç takvimine göre dönem boyunca değişik yoğunluklar göstermektedir. Kışı Afrika veya sıcak iklimli enlemlerinde geçiren kuşlar yazın üremek amacıyla Türkiye’ye ve Avrupa’ya gelirler, üreyen bireylerin yanısıra üremeyen bireyler de göç hareketine katılırlar. Sonbaharda kuzeyde iklim koşullarının kuşlar için kötüleşmeye başlaması ile birlikte güneye doğru tekrar dönüşe başlarlar.

Süzülen kuşlar kara üzerindeki termalleri kullanmak zorunda olduklarından denizi geçerken Boğaziçi gibi en dar noktaları tercih ederler. Ayrıca yüksek dağları da aşarken Artvin-Borçka ve Hatay-Belen gibi daha alçak olan geçitleri kullanırlar. Sonbahar göçünde leylek, pelikan, şahin gibi süzülen kuşlar Türkiye’ye kuzeybatıda Kırklareli-İstanbul üzerinden veya kuzeydoğuda Artvin üzerinden girerler. Artvin üzerinden girenlerin bir kısmı güney-güneybatı yönünde yelpaze şeklinde dağılarak geniş bir hattan Türkiye’yi terkeder. Kuzeybatıdan girenler ise Anadolu’yu güneydoğu istikametinde çapraz katederek Hatay iline ulaşırlar. İlkbahar göçünde de hemen hemen aynı yolları takip ederek geri dönerler.
 
   
 

Şekil: Süzülerek göç eden kuşların Ortadoğu üzerindeki göç yolları. İlkbahar (sol), sonbahar (sağ).

Göç yolunun ve de barındırdığı yaşam alanları Türkiye’yi barındırdığı kuş türleri ile kendi enlemi içinde son derece öncelikli bir konuma koymaktadır. Türkiye’de halen toplam 67 aileden 455 kuş türü bulunmaktadır.

Üç farklı kıta arasında yer alan Anadolu, kendi başına ayrı bir kıta değildir. Ancak, sahip olduğu zengin ekosistem çeşitliliğine paralel olarak, sanki ayrı bir kıtaymış gibi, büyük bir kıtanın sahip olabileceği derecede, zengin ekosistem ve canlı türü çeşitliliğine, tek başına sahiptir. Ama Türkiye’de yaşayıp da, yaşama ortamları gittikçe bozulan ve nesilleri tehlike altında olan canlı türlerinin oranı, Dünya ortalamasının çok üstünde seyretmektedir 
 
  Tablo: Türkiye’de yaşayan canlı grupları  
 

Canlı Grubu

Türkiye türleri hakkında
açıklama

Türkiye’de
Yaşayan tür
Sayısı

Bitkiler      

564 bitki türü odunsu, geri kalanları
otsudur. Endemizm oranı tüm türler içinde % 32.1’dir, odunsu türler içinde ise  % 13.5’dur.

8988

Balıklar

Sadece iç su türleri

   192

Balıklar

Sadece deniz türleri

   405

Amfibiler

-

     22

Sürüngenler

-

   106

Kuşlar

-

   455

Memeliler

-

   132

Omurgasız
   Hayvanlar

Hakkında en az bilgi bulunan grup
(değerler tahmini’dir)

60000 (?)

 
 

Topoğrafyasının özellikleri nedeniyle kısa mesafelerde değişik yaşam alanları bulunduran ülkemizde 132 memeli hayvan türü yaşamaktadır. Memeli faunasının %73'ünü Küçük Memeliler (Kemirgenler, Yarasalar ve Böçekçiller) oluşturuyor. Büyük Memelilerden özellikle Kurt (Canis lupus), Bozayı (Ursus arctos), Vaşak (Lynx lynx), Karakulak (Felis caracal), Alageyik (Dama dama), Ulugeyik (Cervus elaphus), Çengelboynuzlu dağkeçisi (Rupicapra rupicapra), Yaban keçisi (Capra aegagrus), ülkemize özgü bir alttür olan Yaban koyunu (Ovis orientalis anatolica) ve Ceylan (Gazella subgutturosa) Anadolu'da dağılım gösteren ekolojik, bilimsel ve ekonomik açıdan önemli türlerdir. Üstelik Dünya Doğayı Koruma Birliği (IUCN)'nce korunması en öncelikli kedi türlerinden biri kabul edilen  Anadolu parsı (Panthera pardus tulliana) ülkemizde yaşamaktadır. Artık doğada çok ender rastlanan Anadolu parsı gibi çizgili sırtlan (Hyeana hyeana) da kısa zamanda yok olma tehlikesi ile karşı karşıya olan memeli türlerindendir. Türkiye'deki son Kaplan ise (Panthera tigris) yakın geçmişte, 1970'li yılların ortalarında vurulmuştur.

Doğal bitki ve hayvan varlığında görülen bu zenginlik ve çeşitlilik Türkiye’nin beşeri tarihinde de yerini bulmaktadır. Tarih öncesi çağlardan başlayıp günümüze kadar uzanan binlerce yılda bu topraklar üzerinde birçok kavim yaşamış, kimileri uygarlıkların temelini atıp yükseltirken, kimileri de bir kıtadan diğerine bu topraklar üzerinden geçerek gitmiştir.

 
  TÜRKİYE’NİN TEHLİKE ALTINDAKİ BİTKİLERİ;  
 

Türkiye, tarımsal yönden önemli pek çok bitki türünün orijin ve/veya çeşitlilik merkezi durumundadır. Arkeolojik kayıtlara göre Türkiye aynı zamanda bitkilerin ilk kez, bezelye, mercimek, keten bitkisine ait ilk arkeolojik kayıt, Doğu Anadolu’da Çayönü’nde M.Ö. 7200-6500 tarihlerine aittir. Bitki türlerinin içerdikleri çeşitliliğin yoğun olduğu ve bu türlerin anavatanı olarak belirlenen 8 gen merkezi (Yakın Doğu, Akdeniz, Orta Asya, Güney Batı Asya, Hindistan, Orta Amerika, Güney Amerika, Etiyopya) içinde ikisinin (Yakın Doğu ve Akdeniz) Anadolu üzerinde çakışıyor olması, üç ana bitki coğrafyası türlerini içermesi, Türkiye’nin bitkisel çeşitlilik/bitki genetik kaynakları bakımından ne denli önemli bir potansiyele sahip olduğunun kanıtıdır.

Türkiye, 9000 civarında (8988) tohumlu bitki türü ile dünyada bulunduğu iklim kuşağında oldukça zengin floraya sahip ülkelerden biridir. Türkiye florasının ilginçliği, sahip olduğu tür zenginliğinin yanında, çok sayıda endemik tür içermesinden de  kaynaklanır. Yurdumuzda endemik bitki sayısı (2891, %32.1) fazla  olmasına rağmen bunlar hakkında bildiklerimiz son yıllara kadar çok fazla değildi. Türaltı düzeydeki taksonları da ilave edersek  mevcut 10754 taksonun 3708’i endemiktir. Yani  % 34.5’i endemiktir.

Endemik bitkiler ile ilgili veriler daha ayrıntılı olarak incelendiğinde yurdumuzdaki bazı bölgeler ile dağ silsilelerinin, diğer bölgelere oranla, endemiklerce zengin olduğu ortaya çıkmaktadır. Amanos Dağları ile Ilgaz Dağları, dağ silsileleri arasında ön sırayı almaktadırlar. Ege Bölgesi'nin güneyi ile Akdeniz'in batı ucundaki bölge (Muğla, Antalya, Burdur çevreleri), Orta Toroslar ve Taşeli Platosu, Ermenek-Mut-Gülnar çevreleri, Bolkar-Aladağlar, Antitoroslar yurdumuzun batı yarısının güneyindeki endemizm merkezleridir. Kuzey Anadoluda ise Kaz Dağı ile Uludağ, Ilgaz dağları, Gümüşhane-Erzincan çevrelerindeki dağlar, Artvin-Rize çevrelerindeki yüksek dağlar endemizm açısından önemli yörelerdir. Doğu Anadolu'daki önemli yöreler ise Munzur Dağları ile Van-Hakkari-Bitlis çevreleridir. Orta Anadoluda ise Sivas-Darende-Gürün ve Çankırı civarlarındaki jipsli arazilerle Tuz gölü çevrelerindeki çorak topraklarda özellikle bu formasyonlara has türler yetişmektedir.    

 
       
 

Harita : Yurdumuzun Endemik Bitkiler Açısından Önemli Yöreleri

 
 
 
 

Bugünün verilerine göre Türkiye’de tehdit altındaki endemik takson (altür ve varyetelerde dahil) 2698 dir. Türkiye’de 10754 tür ve türaltı düzeyde  takson olduğuna göre oran % 25.0 tir. Öncelikle dikkat edilmesi gerekenler ise 1607 tanedir. Bu grupta, Türkiye florasının % 15.0’i tehdit altında bulunan öncelikli  endemik türe veya tür altı taksonlara sahiptir. Endemik olmayanlar da (841) dahil edildiğinde sayı 2448 ‘e, oranı da % 22.7’e çıkar.

Yurdumuzun zengin florası içinde çoğu bitki türleri, çeşitli ekonomik amaçlarla, uzun yıllardan beri kullanılmaktadır. Ayrıca bazı türler üzerinde devam eden bilimsel araştırmalar ile bunların halen kullanılan alan dışında da kullanılabilecekleri anlaşılmaktadır. Örneğin; şimdiye kadar yurdumuzun doğasından sökülerek ihraç edilen ve yurt dışında süs bitkisi olarak kullanılan Göl soğanı (Leucojum aestivum) ve Kardelen (Galanthus) türlerindeki bazı etken maddelerden tıbbi amaçlarla da faydalanılabileceği ortaya çıkarılmıştır.

Bitkilerin korunması konusunda en önemli görev uygulayıcılara düşmektedir. Çünkü bazı bitki türleri şu anda tehdit altında olmamakla birlikte, çeşitli amaçlarla kullanılmakta olup, bunların tahribi kontrol altına alınmaz ise gelecekte kaybolma tehlikesi ile karşı karşıyadırlar. Bu konuda yurdumuzda yaşanmış örnekler de vardır. Örneğin; tıbbi bitkiler olan Gentiana lutea (Gensiyan), Galanthus elwesii (Kardelen) ve Orchis(Salep türleri) yurdumuzda evvelce oldukça yaygın iken zamanımızda önemli ölçüde azalmışlardır.

 
  TÜRKİYE’NIN DOĞAL YAŞAM ORTAMLARI  
  Pek çok yerde iç içe geçmiş olsalar da, Türkiye’de yedi ana yaşam ortamı bulunmaktadır.  
 

1. Bozkırlar

 
   

Bozkırlar, Anadolu’nun bugünkü suretinde en çok yer kaplayan doğal yaşam ortamlarıdır. Türkiye’de en çok bitki türünü barındıran doğal yaşam ortamı bozkırlar. İç Anadolu’nun iç kesimleridir, Güneydoğu Anadolu, Doğu Anadolu’daki çöküntü ovaları ve Iğdır bölgesi Türkiye’nin doğal bozkır alanları. Diğer alanlar ise insan eliyle ormanların tahribi ve ardından otlatma baskısının oluşmasıyla bozkıra dönüşmüş.

Özellikle doğal bozkırlar Türkiye’nin biyolojik çeşitliliğini temsil etmeleri açısından çok önemlidir. Orta Anadolu’da çoğu buradaki tuzcul topraklarda yetişen ve dünyanın başka bir bölgesinde bulunmayan nadir bitkiler yaşamaktadır. Sadece Konya Bozdağ’da kalmış olan Anadolu yaban koyunu (Ovis gmelinii gmelinii), Orta Anadolu dağ bozkırlarının en önemli türlerinden biri. Güneydoğu’da ise Anadolu’nun başka hiç bir yerinde göremediğimiz pek çok Afrika ve Ortadoğu kökenli canlı yaşıyor. Yok olma noktasına gelmiş olan ceylan (Gazella subgutturosa)ve çizgili sırtlan (Hyaena hyaena), dev bir kertenkele türü olan çöl varanı (Varanus griseus)ve yediğimiz buğdayın ataları olan yabani buğday ırkları Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin Anadolu mozaiğine eklediklerinden bir kaçıdır..Diğer yandan, Iğdır Ovası bazı çöl türlerinin Türkiye’de yayılış gösterdiği tek alan olma özelliğine sahip. Toy (Otis tarda)ve mezgeldek (Tetrax tetrax)gibi nadir türlerin günümüzdeki dağılışları, doğal bozkırların bulunduğu alanlarla büyük benzerlik göstermektedir. Doğal bozkırlar tarımsal genişleme ve aşırı otlatma nedeniyle tehdit altındadırlar.

 
 

2. Ormanlar

 
   

Ormanlar sadece ekonomik ve peyzaj değerleri açısından değil, biyolojik çeşitlilik açısından da çok önemlidirler. Neredeyse her bir orman parçası kendine has bir canlı kompozisyonuna sahiptir. Bunun temel nedeni Türkiye’nin farklı bitki coğrafyalarının etkisi altında olması ve tarih boyunca bu coğrafyalar arasında yaşanmış olan göçlerdir. Anadolu’daki mikroklimatik zenginliği en iyi şekilde yansıtan ve çok görkemli enklav topluluklar oluşturan doğal yaşam ortamları yine ormanlardır.

Türkiye ormanlarını üç ana bitki coğrafyasının sınırlarının dikkate alarak sınıflandırmak mümkündür. Avrupa – Sibirya bölgesinde, yani Karadeniz ve Kuzey Trakya’da, yaprak döken ağaçların bol gözüktüğü nemli orman tipi görülmektedir. Türkiye’nin her yerinde olduğu gibi bu bölgedeki ormanlarda da baskın ağaç türü yüksekliğe göre değişmektedir. Kayın, göknar ve doğuda ladin, bu coğrafyanın önemli ağaç türlerindendir. Tuz Gölü etrafında çok kurak koşullarda büyüyen tuzcul bozkırların birkaç yüz kilometre kuzeydoğusunda, yani Doğu Karadeniz Dağları’nda, Avrupa – Sibirya bitki coğrafyasının bir parçası olan ılıman kuşak yağmur ormanları uzanmaktadır. Ormangülü (Rhododendron sp.), karaca (Capreolus capreolus), kara ağaçkakan (Drycopus martius)bu bölgedeki orman dokusuyla sıkı bir ilişki içinde bulunan pek canlı türünden sadece bir kaç tanesidir.

Doğu ve Orta Anadolu’da ise çoğunlukla meşenin baskın olduğu İran – Turan bitki coğrafyası kökenli kuru orman dokusu uzanmaktadır. Bu bölgenin kuzeyindeki orman – bozkır geçiş kuşağında uygun mikroklimatik koşulların hüküm sürüdüğü yerlerde karaçam ve kuzeyde sarıçamın baskın olduğu alanlara rastlamak da mümkündür. Geçiş kuşağında yer alan ormanlar kara akbaba (Aegypius monachus)gibi büyük yırtıcı kuşlar başta olmak üzere pek çok nadir hayvan türüne ev sahipliği yapmaktadır.

Akdeniz bitki coğrafyası kökenli Akdeniz ve Ege ormanlarında ise daha çok iğne yapraklı türler baskındır. Kızılçam özellikle alçak bölgelerde yaygın iken, torosların yükseklerinde toros göknarı ve sedir ağaçlarının yoğunlaştığı görülmektedir. Ege’de yüksekliğin 1500 metreyi geçtiği yerlerde ise karaçam topluluklar oluşturmaktadır. Sığla ağacı (Liquidambar orientalis), ve yok olmak üzere olan alageyik(Dama dama)bu bölgedeki orman dokusuna özgü bazı canlı türleridir. Küçük sıvacıkuşu (Sitta krueperi) adlı bir türün dünya dağılışının büyük bir bölümü bu bölgedeki doğal yaşlı iğne yapraklı ormanlar ile sınırlıdır.

 
 

3. Yüksek dağlar / Alpin çayırlar

 
   

Yüksek dağlar Türkiye doğasının en özel parçasını oluşturmaktadır. Derin nehir vadileri ile birlikte endemik bitkilerin ve hayvanların en sık görüldüğü doğal yaşam ortamı. Pek çok bitki ve hayvan türü Anadolu’daki dağların yükseklerini kaplayan alpin dokuya uyum göstermiş durumdadır. Toros kurbağası (Rana holtzi) ve kayauyuru (Dryomis nitedula)adlı bir kemirgen türü sadece Türkiye’deki yüksek dağlarda yaşayan yüzlerce canlı türüne birer örnektir. Çengel boynuzlu dağ keçisi (Rupicapra rupicapra), urkeklik (Tetraogallus caspius) ve huş tavuğu (Tetrao mlakoziewiczi)dağılışları Türkiye sınırlarını aşan diğer yüksek dağ türlerindendir.

 
  4. Makilikler  
   

Makilikler ise Akdeniz bitki coğrafyasının hüküm sürdüğü bölgelere özgü bir doğal yaşam ortamıdır. Yangın veya otlatma gibi nedenlerle kızılçam dokusunun kaybolduğu ormanlık alanları kaplayan çalı formundaki her dem yeşil ve yaprakdöken bitkilerden oluşmaktadır. Makilikler, yeryüzündeki en nadir doğal yaşam ortamlarından birisi olarak kabul edilmektedir. Makilikler canlı çeşitliliği açısından çok zengin bir oluşum ve sadece makiye özgü pek çok canlı türü bulunmaktadır. Türkiye makileri pek çok endemik bitki türüne evsahipliği yapmaktadır.

 
  5. Göller  
   

Göller açısından Anadolu dünyanın en şanslı bölgelerinden birisidir. Özellikle dört yanı dağlarla çevrili kapalı havzaların ortasında suların birikmesiyle oluşan göller, bulundukları bölgenin ana kayası ve toprak özelliklerinden etkilendikleri için hemen hepsinin suları ayrı bir özelliğe sahiptir. Kimi tatlı, kimi tuzlu, kimi sodalı, kimi acı. Anadolu bozkırının ortasında uzanan büyüklü küçüklü göllerin önemli bir kısmı dünyanın en nadir balık türlerine ev sahipliği yapmaktadır. Elbette bu balıkların bir kısmı Türkiye’ye, hatta çoğu kez tek bir göle endemiktir. Tuz Gölü ve etrafındaki uydu göller gerçek bir “iç delta” özelliğindedir. Türkiye’deki en büyük ve kendine has sulak alan yapısı olan Tuz Gölü Havzası sadece kendine sakladığı çok sayıda endemik türe sahiptir. Diğer yandan, Türkiye gölleri özellikle su kuşları için yaşamsal bir önem taşımaktadır. Nesli dünya ölçeğinde tehlike altında bulunan dikkuyuruk (Oxyura leucoceophala)adlı bir türün dünya nüfusunun önemli bir kısmı Anadolu’daki kapalı havza göllerinde yaşamaktadır.

 
 

6. Akarsular

 
   
Akarsular ise tüm bu doğal yaşam ortamlarını birbirine bağlayıp tek bir organizmanın parçaları haline getiren ve bunu yaparken de yepyeni yaşam alanları yaratan çok hassas oluşumlardır. Akarken oluşturdukları vadiler, mağaralar, adacıklar ve taşkın ovalara kimi zaman canlıların yayılabilmeleri için bir yol, kimi zaman da sığınmaları için bir barınak işlevi görürler. Türkiye’deki en büyük nehir sitemini Murat, Fırat ve Dicle nehirleri oluşturmakta. Fırat kaplumbağası (Rafetus eupraticus)gibi Ortadoğu’ya özgü pek çok canlı Anadolu topraklarına bu nehirler sayesinde ulaşabilmiştir. Anadolu’daki diğer bazı nehir vadileri fiziksel izolasyon etkisi yaratarak biyolojik çeşitliliğin daha da artmasına neden olmuştur. Çoruh ve Kelkit vadileri Karadeniz Bölgesi içinde bulunmalarına karşın sahip oldukları ılıman koşullar nedeniyle Akdeniz kökenli bitkilere evsahipliği yapmaktadırlar. Öte yandan, Göksu Vadisi Türkiye’nin endemik bitkiler açısından en önemli alanlarından biri konumundadır. Nehirlerin oluşturdukları taşkın ovaları ve adacıklar ise özellikle su kuşları açısından büyük öneme sahiptir. Bugün ne yazık ki nehirlerin binlerce yıllarda oluşturdukları doğal sistemler, sürdürülebilirlikleri tartışma götüren enerji yatırımları uğruna kendi suları altında bırakılıyor.
 
  7. Deniz ve kıyılar  
   

Kıyılar, karanın sonu ve nehirlerin denize kavuştuğu sınır çizgisidir. Bir çizgi olmaktan çok, denizdeki canlılığı karadakine bağlayan çok özel bir yaşam alanıdır. Kumullar, nehir ağızları, lagünler, kayalık adacıklar, denize dik yarlar, mağaralar, düz delta adacıkları, kumulların ardında uzanan su basar ormanları hep kıyı çizgisi boyunca gördüğümüz ve her biri başka başka canlı topluluklarını barındıran çok hassas oluşumlardır. Akdeniz foku (Monachus moncahus), yeşil denizkaplumbağası (Chelonia mydas), denizkaplumbağası (Caretta caretta), tepeli karabatak (Phalacrocorax aristotelis) ve çok nadir kumul bitkileri, Türkiye kıyı ve denizlerindeki biyolojik çeşitliliği temsil eden türlerden sadece bazılarıdır.

 
  TÜRKİYE’NİN BİYOLOJİK ÇEŞİTLİLİK HARİTASI  
   

WWF’nin desteğiyle yürütülen Türkiye’nin Ege-Akdeniz kıyılarında yuvalama yapan nesli tehlike altındaki deniz kaplumbağalarıyla (Caretta caretta) ilgili çalışmada, 17 önemli alan belirlenmiştir. 1990’lı yılların başlarında Birdlife International ile işbirliği içinde, Önemli Kuş alanları (ÖKA) Projesi kapsamında Türkiye’de 97 ÖKA belirlenmiştir. Benzer şekilde, 1990’lı yılların sonunda da, ÖKA projesinden esinlenerek Türkiye’nin Önemli Bitki Alanları’nı belirleme çalışmalarına başlanmıştır. Böylece, son yirim yılda Türkiye’nin biyolojik çeşitlilik haritası ana hatlarıyla belirmeye başlamıştır.

 
  KAYNAKÇA  
    Anonim. 2000. Doğadaki Ayak İzlerimiz. Doğal Hayatı Koruma Derneği / Doğal Hayatı Koruma Vakfı. İstanbul.
Anonim. 2001. Çevre Koruma Projeleri Geliştirme Eğitimi Kılavuzu. UNDP Küresel Çevre Fonu – Türkiye Doğal Hayatı Koruma Derneği. Ankara.
Anonim. 2001. Son Anadolu. Yeşil Atlas. No: 4. Doğan Burda Rizzoli Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş. İstanbul.
Anonim. 2002. Önemli Kuş Alanları Kılavuzu. Türkiye Doğal Hayatı Koruma Derneği - BirdLife International. Ankara.
Berkes, F. ve Kışlalıoğlu, M. 1990. Ekoloji ve Çevre Bilimleri. Remzi Kitabevi. İstanbul.
Bryant, Peter J. 2002. Biodiversity and Conservation: A Hypertext Book at            http://darwin .bio.uci.edu/~sustain/bio65/lec07/b65lec07.htm.
Çağlar, Y. 2000. Anadolu Yeşillemesi. Kendi yayını. Ankara.
Çağlar, Y. 2002. Doğa, Biyolojik Çeşitlilik, Orman ve Orman Köylüleri (Kavramlar-Olgular-Oluşumlar). UNDP (GEF/SGP) ve Kırsal Çevre ve Ormancılık Sorunları Araştırma Derneği. Ankara.
Çağlar, Y. 2003. Dendroloji (Ağaçbilimi) ve Orman Ekolojisi “Okulu” Ders Notları. Kırsal Çevre ve Ormancılık Sorunları Araştırma Derneği Yayın No: 13. Ankara
Can, Ö., E. 2002. Kim daha Vahşi ? Büyük Etoburlar. Yeşil Atlas. No: 5. Doğan Burda Rizzoli Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş. İstanbul.
Can, Ö.E. 2003. Large carnivores in Turkey: Current status of wolf, brown bear, striped hyaena and Anatolian leopard and their conservation priorities. 4th European Congress of Mammalogy, Brno, Czech Republic 27 July-1 August. Program, abstracts, p75.
Çepel, N. 1997. Biyoçeşitlilik Önemi ve Korunması. TEMA Vakfı Yayınları No: 15. İstanbul
Çepel, N. 2003. Ekolojik Sorunlar ve Çözümleri. TÜBİTAK Popüler Bilim Kitapları. TÜBİTAK. Ankara.
Doğan, M. 2003. Türkiye’de Biyolojik Çeşitliliğin Korunması. FAO / UNTG Türkiye’de Biyolojik Çeşitlilik ve Organik Tarım Çalıştayı: 15-16 Nisan. Ankara.
Eken, G. 2001. Son Anadolu: Yedi Ananın Tek Kundağı. Yeşil Atlas. No: 4. Doğan Burda Rizzoli Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş. İstanbul.
Ekim, T., Koyuncu, M., Vural, M., Duman, H., Aytaç, Z., Adıgüzel, N. 2000. Türkiye Bitkileri Kırmızı Kitabı (Red Data Book of Turkish Plants). Türkiye Tabıatını Koruma Derneği, Ankara; Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Van.
Heinzel, H., Fitter, R. Ve Parlow, J. Türkiye ve Avrupa’nın Kuşları. Türkiye Doğal Hayatı Koruma Derneği. İstanbul.
Işık, K. 1988. Doğa Koruma Biyolojisi (DBK): Genlerden Ekosistemlere. Yeri:Biyoloji Eğitiminde Çevre Sorunları Sempozyumu. Hacettepe Üniv. Yayınları E/1 (ed. A. Güner, D. Kolankaya, A. İzbırak, 20-21 Aralık, 1988, Ankara). ss: 22-30.
Işık, K. 1996. Biyolojik Çeşitlilik ve Orman Gen Kaynaklarımız. Orman Bakanlığı. Ankara.
Işık, K. 1998. Biyolojik Çeşitlilik. Yeri: Çevre ve İnsan. Anadolu Üniversitesi Yayın No: 1017, Eskişehir, ss: 13-39.
Işık, K. 1999. Çevre Sorunları, Biyolojik Çeşitlilik ve Orman Gen Kaynaklarımız. TEMA Vakfı Yayın No: 25, İstanbul, 197 ss.
Işık, K. 2003. Genlerden Ekosistemlere: Biyolojik Çeşitlilik ve Sunduğu Hizmetler. FAO / UNTG Türkiye’de Biyolojik Çeşitlilik ve Organik Tarım Çalıştayı: 15-16 Nisan. Ankara.
Işık, K. 2003. Türkiye’de Biyolojik Çeşitlilik: Flora, Fauna ve Ekosistem Çeşitliliği. FAO / UNTG Türkiye’de Biyolojik Çeşitlilik ve Organik Tarım Çalıştayı: 15-16 Nisan. Ankara.
Kalem, S. 2002. Küre Dağları Yerel Doğa Kılavuzu Eğitim Programı Ders Notları. WWF Türkiye (Doğal Hayatı Koruma Vakfı). Ankara
Kışlalıoğlu, M. ve Berkes, F. 1992. Biyolojik Çeşitlilik. Türkiye Çevre Vakfı (II. Baskı). Önder Matbaası. Ankara.
Kurdoğlu, O. 2002. Kaçkar Dağları Milli Parkı ve Yakın Çevresinin Doğal Kaynak Yönetimi Açısından İncelenmesi, KTÜ Fen Bilimleri Enstitüsü Doktora Tezi, XVI+294 sayfa.
Myers, N. et al. 2000. Biodiversity Hotspots. Nature (403): 853-858.
Özhatay, N., Byfield, A. ve Atay Sema. 2003. Türkiye’nin Önemli Bitki Alanları. WWF Türkiye (Doğal Haytı Koruma Vakfı). İstanbul. Türkiye.
TÇV (Türkiye Çevre Vakfı). 1990. Türkiye’nin Biyolojik Zenginlikleri. (Ed. Aykut Kence). TÇV Yayını, Ankara, 318 ss.
Vural, M. 2003. Türkiye’nin Tehdit altındaki Bitkileri. FAO / UNTG Türkiye’de Biyolojik Çeşitlilik ve Organik Tarım Çalıştayı: 15-16 Nisan. Ankara.
Yarar, M. ve Magnin, G. 1997. Türkiye’nin Önemli Kuş Alanları.  Doğal Hayatı Koruma Derneği, İstanbul.
 
       
    YEGEN, Yasar (Proje koordinatörü), 2001. Dilek Güroluk Hidroelektrik Santralinin Fırtına Vadisi Doğal Ortam Şartları İle Etkileşimi Projesi, Proje Numarası: ÖR – 90 / 07032000,İstanbul
YEGEN, Yaşar (Proje koordinatörü), 01.10.2001 – 31.12.2002.Fırtına Deresi Havzasında Doğal Ortam Özelliklerine Yapılan Müdahalelere sonucunda Görülen Risk Unsurlarının İncelenmesi ve Çözüm Yollarının Araştırılması Projesi Final Raporu, Proje Numarası: TUR–02–06 PL, UNDP (GEF/SGP) ve Doğu Karadeniz Ekolojik ve Kültürel Araştırmaları Derneği. İstanbul
YEGEN, Yasar (Proje koordinatörü), Mart – Kasım 2003. Kaçkar Dağları Milli Parkı ve Fırtına Deresi’nin Etkin Korunması için Eğitim ve Bilgilendirme Çalışması Projesi Final Raporu, Proje No.: TUR–02-10, UNDP (GEF/SGP) ve Karadeniz Çevre Derneği. Rize
YEGEN, Yasar (Proje koordinatörü), Mart – Kasım 2003. Kaçkar Dağları Milli Parkı ve Fırtına Deresi’nin Etkin Korunması için Eğitim ve Bilgilendirme Çalışması Çevre Eğitimi Ders Notları , Proje No.: TUR–02-10, UNDP (GEF/SGP) ve Karadeniz Çevre Derneği. Rize
YEGEN, Yasar (Proje koordinatörü), 01 Şubat – 15 Mart 2004. Rize il Jandarma Komutanlığına Yönelik Çevre Eğitim Semineri Projesi Çevre Eğitimi Ders Notları UNDP (GEF/SGP) ve Karadeniz Çevre Derneği. Rize
YEGEN, Yasar (Proje Koordinatörü), 01 Şubat – 31 Temmuz 2006.  ‘’Doğa Koruma ve Doğa Korumanın Yolları’’DEFRA ve Karadeniz Çevre Derneği. Rize ISBN 975–00864–0–6
WALLACE, G.N. and PİERCE M.S.; “An Evaluation of Ecoturizm in Amazonas” Brasil, Annals of Tourism Resarch, 23(4): 843-873
Wight P. A.(1996); “North American Ecotourisim Markets: Motivations, Preferences and Destinations”, Journal of Travel Research, Volume XXXV, Number:1, s.3 -10
 
       
   

Anon., Çocuklar ve Gündem 21, TÜBİTAK-TEMA Vakfı Yayınları, 1997.

Anon., Action for Plants, Tate & Lyle, 1998.

Anon., Living Planet Report 2000, WWF.

Çepel, N., M. Bahtiyar, K. Işık, M. Altın, U. Geray, T. Neyişçi, M. Sarı, A. E. Özer, TEMA Eğitim Seminer Notları, TEMA Yayınları 26.

Demirsoy, A., Yaşamın Temel Kuralları, Hacettepe Üniversitesi Yayınları, 1998.

Dorfman, G., S. Kahkonen, Outreach, Information for Educators and Communicators, Biodiversity Series, Solution pack, Breeding your own crops, WWF, 1998.

Eken, G., Biyolojik Çeşitlilik, Yeşil Atlas Dergisi, Sayı 3, Ekim 2000.

Eken, G., Türkiye’nin Biyolojik Çeşitlilik Atlası, Yeşil Atlas Dergisi, Sayı 3, Ekim 2000.

Watt F., F. Wilson, Hava ve İklim, TÜBİTAK Popüler Bilim Kitapları, 1998.
Gönüllü Çevre Eğitim Kılavuzu, WWF-Türkiye (Doğal Hayatı Koruma Vakfı)

 
       
  Faydalanılan İnternet Sayfaları  
   

http://www.geog.ouc.bc.ca/physgeog/contents/4e.html
http://www.richmond.edu/~ed344/webunits/adaptations/camou1.html
http://ga.water.usgs.gov/edu/earthwherewater.html
http://mojavewater.org/mwa800.htm
http://www.montana.edu/wwwwet/educpage.html
http://educ.ca/faculty/mroth/438/weather/watercycle.html
http://bonus.lycos.com/contour/GreatPlantEscape/http@@/www.urbanext.u../c2m1.htm
http://pelican.gmpo.gov/edresources/soil.html
http://csep10.phys.utk.edu/astr161/lect/earth/atmosphere.html

 

 
 

Bu web sitesi, KACED tarafından yürütülen ve Avrupa Komisyonu tarafından desteklenen Avrupadan Mesajınız Var Projesi kapsamında yayın yapmaktadır. Web sitesinin Avrupa Birliği'nin resmi görüşlerini yansıttığı düşünülmemelidir.