|
| |
|
|
| |
BİYOLOJİK ÇEŞİTLİLİĞE ETKİ EDEN FAKTÖRLER
|
|
| |
Genel anlamda ekosistemlerin sağlıklı yapısına ve işleyişine zarar veren her tür iç ve dış tehditler biyolojik çeşitliliği doğrudan ya da dolaylı olarak etkiler. Günümüzdeki en büyük sorun özellikle gelişmekte olan ülkelerde yıllık nüfus artışının yüksek olmasıdır. Dünyada asit yağmurları, iklimde gözlenen sera etkisine bağlı ısınma, doğal kaynakların sürdürülebilir olmayan tarzda kullanımı ve aşırı tüketimi geleceğe dönük ciddi endişeleri yaratmaktadır.
Türkiye’de bazı yörelerde ekosistemler üzerinde nüfusun baskısı oldukça yüksektir. Bu nedenle orman alanlarında gözlenen daralma, İç ve Doğu Anadolu step ekosistemlerinin aşırı otlatma ve tarıma açma ile zorlanması, beraberinde erozyona neden olmaktadır. Bütün bu sorunların temelinde biyolojik çeşitliliğe ilişkin yeterli ve güvenilir verilerin olmaması yanında yakın yıllara kadar koruya ilişkin duyarlılığın oluşturulamaması ve sürdürülebilir kullanıma ilişkin düzenlemelerin yapılmamış olması yatmaktadır.
Tarımsal uygulamalarda kullanılan çeşitli kimyasal gübre ve ziraii mücadele ilaçlarının yöredeki biyolojik çeşitliliğe negatif etkisi olduğu bilinmektedir. Türkiye gibi tüm ülkelerde doğal alanlara baraj, yol yapımı, şehirleşme vb. faaliyetlerle zarar verildiği ve bunun da biyolojik çeşitliliğin daralmasıyla sonuçlandığı bilinen bir gerçektir.
Gerek yeni koruma alanlarının oluşturulması ve gerekse biyolojik çeşitliliğin öneminin anlaşılması konularında belki de en önemli sorun, sürdürülebilir kalkınma ve akılcı kullanım konularındaki siyasal, ekonomik ve eğitim düzeyi ile ilgili eksikliklerdir. Bu eksikliklerin giderilmesi yanında halkın katılımının sağlanması da büyük önem taşımaktadır.
Kuş ve memeli türleri için ise bilinçsiz ve kontrolsüz yapılan avcılık faaliyetleri ana tehditlerin başında gelir. Doğal yaşam alanlarının tahribi, tarım ilaçlarının yanlış kullanımı, meraların tarım alanlarına dönüştürülmesi, aşırı otlatma, düzensiz yerleşim ve şehirleşme, karayolları ağının gerekli fizibilite çalışmaları yapılmadan yaygınlaştırması, yasal düzenlemelerin yetersizliği veya yasaların etkili bir şekilde uygulanmaması diğer tehditlerdir.
Türkiye’de biyolojik çeşitliliği tehdit eden etmenler büyük bir değişkenlik göstermektedir.. Ana tehdit başlıklarından bazıları ve bunlarla ilgili örnekler aşağıda verilmektedir: |
|
|
|
|
| |
Yoğun zirai etkinlikler (hayvancılık/otlatma)
|
|
|
|
|
| |
Önemli Bitki Alanlarının (ÖBA) %40’ının otlatma nedeniyle tehdit altındadır; ancak birkaç alanda, otlatmanın doğrudan etkileri kanıtlanabilir. Otlatmanın doğrudan etkisine, Erciyes Dağı’ndaki (ÖBA No. 97) Allium cristophii popülasyonları da örnek olarak verilebilir. Türkiye’de yalnızca Erciyes Dağı’nda kayıtlı olan A. cristophii bireylerinin aşırı otlatmadan dolayı yüzlerce yıldır çiçeklenemediği tahmin edilmektedir.
Aşırı otlatma, özellikle İç Anadolu ve Akdeniz-Ege kıyılarındaki çok sayıda step, mera, orman ve yüksek arazi bitki toplulukları için çok önemli bir tehdit olarak görülmektedir. Bununla birlikte, belirli ve kontrollü düzeydeki otlatmanın Türkiye’nin birçok yerinde, doğal floranın gelişmesine çok önemli bir katkıda bulunduğu da unutulmamalıdır. |
|
|
|
|
|
| |
Rekreasyonel etkinlikler ve turizm amaçlı yapılaşma |
|
|
|
| |
Çoğunlukla lokal olmak üzere; turizm ve rekreasyonel etkinliklerin, ÖBA’ları %35 oranında tehdit ettiği belirlenmiştir. Turizm ve rekreasyonel etkinlikler nedeniyle özellikle iki habitat tipi baskı altındadır: Kıyı habitatları (özellikle kumlu sahiller ve kumul bitki toplulukları) yoğun yazlık konut ve bazı dağlık habitatlar da (özellikle büyük şehirlere yakın) kış sporları tesisleri nedeniyle büyük bir tehdit altındadır.
Güney kıyılarındaki en büyük turizm ve rekreasyonel amaçlı yapılaşma, Türkiye’deki en önemli dört kıyı kumul sisteminden birini içeren ve tarihi “Pamphylia Ovasını (Lara-Perakende Kumulları ÖBA No. 64) sınırlayan kumullarda gerçekleştirilmiştir. Nadir ve / veya endemik bitkiler bakımından çok zengin olan Lara-Perakende arasındaki kumulların 4475 hektarı, Turizm Bakanlığı tarafından 1986 yılında Belek Turizm Yatırım Alanı ilan edilmiştir. Bakanlık bu amaçla, 13 kilometrelik kıyı şeridinde 23 otel (toplam 15.000 yatak kapasiteli), beş golf sahası, bir kongre merkezi, iki hobi parkı ve diğer rekreasyonel tesisler planlamıştır. Belek Turizm Yatırım Alanı’ndaki inşaatlara 1990 yılında başlanmış ve 1995 yılına kadar 18 otelin yapımı tamamlanmıştır. Söz konusu turizm yatırım çalışmalarıyla Belek çevresinin, Türkiye’nin güney kıyılarındaki toplam yatak kapasitesinin % 20’sini barındırması beklenmektedir. Bu tür “planlı ve kontrollü” yapılaşma, çevredeki turizm vurgunundan pay sahibi olmak isteyen özel arazi sahiplerini de plansız yapılaşmaya teşvik etmektedir.
Son yıllarda doğaya en çok zarar veren rekreasyonel yapılaşmalar arasında; Türkiye’nin botanik açıdan en zengin dağlarından ve en eski Milli Park’larından biri olan Uludağ’daki (ÖBA No. 18) konaklama ve kayak tesisleri sayılabilir. Uludağ, Türkiye’nin en büyük kış sporları merkezi durumuna gelmiştir. 1940’lı yıllardan beri varlığını sürdüren konaklama ve kayak tesisleri, 1990’lı yıllarda da genişlemeye devam etmiştir. Uludağ’da yeni kayak pistleri ve otellerin yapımıyla, ardıç fundalıkları büyük ölçüde tahrip edilmiş ve açılan yollarla dağın en yüksek zirvelerine ulaşım kolaylaşmıştır. |
|
|
|
|
| |
Ormancılık (odun gereksinimi için ağaç kesimi) |
|
|
|
|
| |
Türkiye’deki orman varlığına başlıca üç biçimde zarar verilmektedir: Orman Bakanlığı’nın amenajman planlarına göre traşlama kesim yapılması, şehirleşme ya da sanayileşme nedeniyle ormanlık alanların açılması ve yakacak amacıyla kontrolsüz ağaç kesimi. Orman Bakanlığı tarafından yıllardır uygulanan traşlama kesim, ormancılık politikalarının değişmeye başlamasıyla azalmaya yüz tutmuştur. Traşlama kesimin zararlarının bilinmesine ve artık uygulanmadığı iddialarına karşın; traşlama kesim uygulamalarının Anadolu’nun değişik yörelerinde sürdüğü gözlenmektedir. Bu nedenle, traşlama kesim yaptıran Orman İşletme Müdürlükleri’nin izlenmesi önemlidir.
Şehirleşme ve sanayileşme sonucu ormanlık alanlarının açılmasında, İstanbul çevresi belki de en kaygı veren örnektir. İçme suyu sağlamak amacıyla, şehire çok uzaktaki ormanların, baraj inşaatı ve su boruları döşeme çalışmalarında kesilmesiyle, durum daha da vahimleşmektedir. Bu tehditler bu bölümde, diğer başlıklar altında da ayrıntılı olarak ele alınmaktadır. |
|
|
|
|
| |
Ormancılık (ağaçlandırma çalışmaları) |
|
|
|
|
| |
Türkiye’de ağaçlandırma çalışmaları, gerekli ön araştırmalar olmaksızın, genellikle açık habitatlarda yapılmaktadır. Kumullar, fundalıklar, step meraları ve serpantinler üzerinde gelişen bitki örtüleri gibi ağaçsız habitatlar, çoğunlukla zengin bitki türleri içerir. Bu habitatlar ağaçtan yoksun olmaları nedeniyle, genellikle ağaçlandırılması gereken boş arazi izlenimi uyandırır. Çevreye ve orman varlığına katkıda bulunmak amacıyla gerçekleştirilen bu tür etkinlikler; ne yazık ki ÖBA’ların % 21’inin karşı karşıya bulunduğu önemli tehditler arasında yer alır.
Özellikle İstanbul çevresinde bu tip ağaçlandırma örneklerine çok fazla rastlanmaktadır. Orman Bakanlığı tarafından sürdürülen ağaçlandırma çalışmalarına iki örnek verilebilir: 1960’lı yıllarda, İstanbul’un Karadeniz kıyısındaki Terkos kumullarının (ÖBA No. 6) ve Akdeniz kıyısındaki Sorkun-Side kumullarının ağaçlandırılması. Uzun yıllar süren bu çalışmalarda, Türkiye’ye yabancı ağaç türleri kullanılarak binlerce kilometrelik kumul habitata zarar verilmiştir.
Buna ek olarak, yabancı ağaç türlerinin ekildiği sahaların dışına yayılarak, doğal bitki örtüsünü tehdit ettiği ve bazılarının doğal bitki örtüsünün yerine geçtiği de görülmüştür.
Türkiye’de, Orman Bakanlığı’nın yönetimindeki orman alanları içinde, 5.412.159 ha potansiyel ağaçlandırma sahası olduğu hesaplanmıştır (Orman Genel Müdürlüğü, 1989). Bu büyüklükteki sahanın ağaçlandırılabilmesi için Bakanlık, ülke çapında yılda ortalama 60.000 hektarlık ağaçlandırma çalışması yapılmasını hedeflemektedir. Bakanlığın bu ağaçlandırma çalışmalarından önce mutlaka çevresel etki değerlendirmesi yapması çok önemlidir. |
|
|
|
|
| |
Tarım alanlarının genişletilmesi |
|
|
|
|
| |
1950'li yıllardan sonra tarımda makineleşmenin yaygınlaşması bozkır arazilerinin tarla haline getirilmesi olayının hızlanmasına neden olmuştur. ÖBA’ların % 20’si, yarı doğal habitatların tarım alanlarına dönüştürülmesi tehlikesiyle karşı karşıyadır. Bu oran, özellikle tınlı topraklar üzerinde gelişmiş mera ve step mera habitatlarında çok daha yüksektir: Orta Trakya’daki meraların % 80 oranında yok olduğu tahmin edilmektedir (Ergene Havzası ÖBA No. 3). Bu konuda ayrıntılı bir çalışma ve dolayısıyla kesin veriler bulunmamaktadır.
Yurdumuzda özellikle Orta Anadolu'da geniş alanlar kaplayan çorak sahalar hızla ıslah edilmektedir. Çoğunlukla tuzcul bitkilerle kaplı ve endemik tür barındıran bu tip yerlerin ıslahı sonucu, bu türlerin nesillerinin yok olmasına neden olmaktadır.
Meraların sürülerek parçalara ayrılmasıyla, bu habitatlarda yetişen nadir bitki türleri azalmaya başlar ve zamanla yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalır. Parçalanmış meralar, otlatmanın çok yoğun olması ya da hiç olmaması gibi nedenlerle tamamen zarar görebilir. |
|
|
|
|
| |
Sulakalanlara müdahale (kurutma/kullanma / kanalizasyon ve diğer atıklarla kirletme / diğer yönetim biçimleri) |
|
|
| |
Türkiye’de uygulanan politikaların bir sonucu olarak, özellikle 1960’lı yıllardan itibaren en az 1.300.000 ha sulakalan habitatı yok olmuştur (Yarar ve Magnin, 1997). Ülke genelinde sulakalan sistemlerinin çoğuna müdahale edilmiş ve çok sayıda sulakalan tahrip edilmiştir. Pek çoğuna taşkın kontrolü, kurutma ya da tarım alanları kazanma amacıyla doğrudan zarar verilirken; çok sayıda sulakalan da akarsu yataklarının değiştirilmesi ya da su kaynaklarının barajlanması gibi nedenlerle dolaylı olarak zarar görmüştür. Türkiye’de tahrip edilen sulakalanların en çarpıcı örnekleri arasında; 1960-1970’li yıllarda kurutulan 27.000 ha’lık Amik Gölü (Hatay), Konya’nın doğusundaki 30.000 ha’lık Yarma ve Arapçayırı (Çumra) ve Sakarya Nehri yatağı boyunca binlerce kilometre uzanan su basan ova sayılabilir. Buna ek olarak, son yıllarda artan su şişeleme fabrikalarının, tesislerini kurdukları yerlerin kaynak su habitatları üzerinde büyük tahribatlara yol açtığı görülmektedir: Örneğin, İstanbul’da Bıçkıdere ve Kömürlük köyleri (Ömerli Havzası ÖBA, No. 12) arasında kurulan üç su şişeleme tesisi, vadi içindeki sulakalanlarda yetişen çok nadir Drosera rotundifolia popülasyonlarının yok olmasına neden olmuştur.
Yeşilırmak, Kızılırmak ve Seyhan-Ceyhan-Tarsus nehirlerinin oluşturduğu geniş kıyı deltalarında da, onbinlerce hektarlık sulakalan habitatı tahrip edilmiştir. Bununla birlikte, bu olağanüstü sulakalan sistemleri; içerdikleri bozulmadan kalmış bazı habitatlar ve önemli botanik özellikleriyle kısmen ÖBA olarak tanımlanmıştır. |
|
|
| |
Şehirleşme |
|
|
| |
2000 yılı Genel Nüfus Sayımı sonuçlarına göre, Türkiye’nin toplam nüfusu 67.803.927’dir: İl ve ilçe merkezleri dahil, şehirlerin nüfusu 44.006.274; köylerin nüfusu 23.797.653 olarak hesaplanmıştır. Buna göre, 1927 yılında yaklaşık 13.600 olan ülke nüfusu, 73 yılda beş kat artmıştır. Türkiye’de 1927-2000 yılları arasında yapılan nüfus sayımları; 1985 yılından sonra şehir nüfusunun kırsal kesimdeki nüfustan daha fazla olmaya başladığını göstermektedir. Şehirlerdeki nüfusun oranı, son on yılda % 64,9 gibi çok büyük bir artış göstermiştir. Bu artışa bağlı olarak yerleşim alanlarının genişlemesiyle, özellikle büyük şehirlerin çevresinde ve deniz kıyılarında yer alan bazı ÖBA’lar, büyük bir tehlikeyle karşı karşıya kalmıştır.
Şehirleşme, İstanbul’un çevresindeki zengin doğal habitatlar için de büyük bir tehlikedir. İstanbul’un yerleşim ve sanayi alanlarının genişlemesi; il sınırları içindeki uluslararası ölçekte önemli kumul, baltalık orman, fundalık ve kireçtaşları üzerinde gelişen mera habitatlarına doğrudan ya da dolaylı olarak zarar vermektedir. Türkiye’nin en fazla göç alan illerinin başında gelen İstanbul’un büyümesi, yeni su kaynakları ve altyapı tesislerine gereksinimin artması anlamına gelmektedir. Doğal habitatlara doğrudan zarar veren bu gelişmelerin yanı sıra, ziyaretçi sayısının artması ve geleneksel arazi kullanımının değişmesi gibi dolaylı etkiler de doğal alanlar üzerindeki baskının artmasına neden olmaktadır. Son yıllarda İstanbul’da, geniş alanlar kaplayan fundalıklar ve kireçtaşları üzerinde gelişmiş meraların, inşaat şirketleri tarafından satın alınması ve buralarda lüks sitelerin kurulması yönünde girişimler artmaktadır. Mevcut planlama, imar ve koruma engelleriyle karşı karşıya kalan bu girişimlerin başarılı olması halinde; önümüzdeki yıllarda İstanbul’da askeri bölgeler dışında, doğal alan kalmayacaktır. |
|
|
|
|
| |
Ulaşım / Altyapı tesisleri |
|
|
|
|
| |
Karayolu ulaşım ağının ve altyapı tesislerinin artırılması, doğal habitatlarda genellikle lokal bir tahribat oluşturmaktadır. Ulaşım ve altyapı tesislerinin ÖBA’ların % 12’sini etkilediği, bazı alanlarda önemli botanik özelliklerin yok olmasına neden olduğu ve bazılarında ise büyük bir potansiyel tehdit oluşturduğu görülmektedir. Örneğin Alaçatı-Zeytineli Kıyıları’nda (ÖBA No. 39), Çeşme Havaalanı (İzmir) inşaatıyla, frigana ve mevsimsel su basan bir ovadan oluşan büyük bir habitat kompleksi yok olmuştur. Havaalanı inşaatı sona ermiş olsa da; yapılacak ek tesisler ya da başka nedenlerle, inşaatın yeniden başlaması durumunda, alandaki nadir bitki popülasyonları yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır.
Bazı alanlardaki yol inşaatları ise, habitatların ve nadir bitkilerin doğrudan zarar görmesine ve ulaşımın kolaylaşmasıyla, doğal alanlar üzerindeki ziyaretçi baskısının artırmasına neden olmaktadır. Gevne Vadisi ve Gökbel Yaylası (ÖBA No. 70) sınırları içinde, 2000 yılı yaz aylarında tamamlanan Alanya-Taşkent yolu nedeniyle, bitki türleri bakımından zengin bazı habitatlar tahrip edilmiştir. Yakın bir geçmişte, bu habitatlarda bulunarak bilim dünyasına tanıtılan Arabis alanyensis, Minuartia asiyeae ve Pentanema alanyense gibi endemik bitkiler de, yetiştiği alanlarla birlikte yok olmuştur. Buna ek olarak, Sandras Dağı’ndan (ÖBA No. 52) geçerek Denizli ve Köyceğiz’i birbirine bağlayan yol inşaatı, dağın zengin endemik bitkiler içeren eşsiz serpantin bitki topluluklarını tahrip ettiği gibi, eskiden ulaşımı zor olan dağın nadir habitatlarına ulaşımı da kolaylaşmıştır. |
|
|
|
|
|
| |
Doğadan aşırı bitki toplama |
|
|
|
|
|
| |
Uzun bir süreden beri bazı bitkiler, çeşitli amaçlarla (tıbbi,ıtri, baharat, süs, yakacak, hayvan yemi vb.) doğadan toplanmakta, bir kısmı yurt içinde kullanılmakta, bir kısmı ise yurt dışına da satılmaktadır. Bu tip bitkilerden bazılarının endemik oldukları bilinmektedir. Bu olaylar sonucu endemik olan veya olmayan bitkilerin, özellikle, bazıları tıbbi ve aromatik olanların, populasyonlarında azalmalar olduğu ve bunun gittikçe arttığı yapılan bazı araştırmalar sonucu saptanmıştır .
Türkiye’den doğal bitki türlerinin toplanması, amaçlarına göre üç grupta ele alınabilir: Çiçek soğanlarının (soğanlı bitkiler), tıbbi ve aromatik bitkilerin ticari amaçlarla toplanması; özellikle Doğu Anadolu’da olduğu gibi yarı çalı bitkilerin yakacak amacıyla toplanması; yalnızca Türkiye’ye özgü bazı nadir bitkilerin özellikle yabancı meraklılar tarafından koleksiyon amacıyla toplanması.
Yurtiçinde ve yurtdışında ticareti yapılan Türkiye’nin soğanlı, tıbbi ve aromatik bitki grupları, çok uzun yıllardır doğadan büyük miktarlarda toplanmaktadır. Bu nedenle bazı nadir bitki türleri azalarak, yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalmış; daha yaygın olanlar ise lokal olarak zarar görmüştür. Salep yapımında kullanılmak üzere toplanan orkide türleri, buna çok çarpıcı bir örnektir. Bir kilogram kuru salep yapımı için yaklaşık 4350 orkide yumrusunun toplanması gerekmektedir. Yüzyıllar boyunca her yıl milyonlarcası toplanarak salep yapımında kullanılan yaklaşık 40 orkide türü, Türkiye’nin nesli tehlike altında bulunan türlerinin başında gelir.
Tıbbi ve aromatik bitkiler grubundan toplanan bazı endemik ve nadir bitkilere iki örnek verilebilir: Allium tuncelianum ve Sideritis ozturkii. Yakın bir geçmişte, Kızıldağ’a (ÖBA No. 68) özgü bir tür olarak tanımlanan Sideritis ozturkii de, yöre halkı tarafından dağçayı olarak toplanmaktadır. Aşırı toplama nedeniyle, yalnızca Kızıldağ’da sınırlı bir yayılış gösteren bu çok nadir tür yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır.
Büyük çoğunlukla süs bitkisi olarak ihraç edilen doğal çiçek soğanları, diğer bitki gruplarından biraz daha şanslıdır. Soğanlı Bitkiler Yönetmeliği çerçevesinde, bu bitkilerin doğadan toplanması ve ihracatı kontrol altına alınmıştır. 1990’lı yılların başlarında yürürlüğe giren bir yönetmelikle, ihraç edilen soğanlı bitkilerin sayısı 18’e düşürülmüş, ihracat kotaları da birkaç kat azaltılmıştır. Yüzyıldan fazladır süren bu ticaretle 1980’li yılların sonunda yılda yaklaşık 70 milyon soğan ihraç edilirken, yönetmeliğin uygulanmaya başlamasından sonra, bu sayı yaklaşık 30 milyona düşürülmüştür.
Buna karşın, özellikle yönetmelik uygulamalarının ilk yıllarında bazı yasadışı girişimler olmuştur: İhracatı yasak olan soğanlı bitkilerden Çakal nergis (Sternbergia candida), 1990’lı yılların başında sınırlı olarak yetiştiği tek yer olan Baba Dağı’ndan (ÖBA No. 50) toplanarak yaklaşık 8 ton ihraç edilmiştir. Sonraları, bu çok nadir endemik bitkinin yönetmeliğe göre ihracatına kontrollü olarak izin verilen, S. lutea adı altında Avrupa’ya ihraç edildiği anlaşılmıştır.
Doğu Anadolu Bölgesi’nde, uzun ve sert geçen kış mevsimi ve orman örtüsünün yok denecek kadar az olması nedeniyle, odunsu köklere sahip, yarı çalı ve yastık formundaki bitkiler yakacak için toplanmaktadır. Bu durum Doğu Anadolu’daki ÖBA’ları tehdit eden en önemli tehlikeler arasında yer almaktadır. Yakacak amacıyla;Geven (Astragalus) vb. türlerinin kökleri ile toplanması, dolaylı olarak erozyonun artmasına da yol açmaktadır. |
|
|
|
|
|
| |
Orman yangını |
|
| |
Kasıtlı çıkarılan ya da kazara çıkan orman yangınları, özellikle Ege ve Akdeniz bölgelerinde başka kızılçam (Pinus brutia) olmak üzere, alçak arazi ormanları için önemli bir tehlikedir. Son yıllarda artan orman yangınlarıyla, her yıl binlerce hektar orman alanı zarar görmektedir. Bu durumda, dikkatsizliğin ve bilinçsizliğin yanı sıra, yapılaşma yasağını delmek vb amaçlarla çıkartılan kasti orman yangınlarının da rolü bulunmaktadır. |
|
|
|
|
|
| |
Bent, kanal, set ve baraj inşaatları |
|
|
|
|
|
| |
Artan insan nüfusu, su kullanımını ve su kaynaklarına gereksinimi aynı oranda artırmaktadır. İnsanoğlu gibi diğer tüm canlıların da yaşamlarını sürdürebilmek için suya gereksinimi olması, tatlısu ekosistemlerini vazgeçilemez kılmaktadır. İnsanoğlunun bent, kanal, set ve baraj gibi her türlü su kaynağını kullanmayı amaçlayan girişimlerinde, baraj inşaatları öne çıkmaktadır. Barajlar gibi geniş alanları etkileyen büyük yatırımların doğal habitatlara etkisi de, büyük boyutlardadır. Baraj inşaatları; akarsu yatağının ve su rejiminin değiştirilmesi, baraj sularının biriktirildiği baraj gölü inşaatı ve hafriyat çalışmaları, çok geniş bir alanın sular altında kalması ve buna bağlı olarak meydana gelen toprak erozyonu nedeniyle yakın çevresini doğrudan ve geniş bir bölgeyi ise dolaylı olarak etkiler.
Türkiye’de önemli doğal habitatlar ve su kaynakları üzerine kurulan barajların meydana getirdiği zarar ve değişimlerle ilgili ayrıntılı araştırmalar bulunmamaktadır. Bununla birlikte, baraj inşaatlarının yarattığı sonuçlar arasında, yalnızca belli bir alana özgü bitkilerin yok olması sayılabilir: Keban Barajı’nın inşaatında sular altında kalan, Kemaliye Karasu Kanyonu’na özgü bitkilerden; Astragalus pseudocylindraceus, Barbarea auriculata var. Auriculata Onosma discedens popülasyonları yok olmuştur (Munzur Dağları ÖBA, No. 102).
Günümüzde devam eden baraj inşaatlarına Çoruh Nehri (Çoruh Vadisi ÖBA, No. 35) örnek olarak gösterilebilir. Çok sayıda baraj projesinin planlandığı Çoruh Nehri üzerinde, Büyük Deriner Barajı’nın (2118 GWs/yıl) inşaatına 1998 yılında başlanmıştır. Daha sonra başlanan, Borçka ve Muratlı barajlarının yapımları sürmektedir. Çoruh Geçidi’ndeki baraj inşaatları nedeniyle, yalnızca buraya endemik pek çok tür içeren bitki örtüsü yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Baraj inşaatları sonucu Çoruh Nehri’nin doğal akışı değişecek, nehirle taşınan sedimentasyon engellenecek, tüm Çoruh Vadisi’nde iklim ve bununla birlikte bitki örtüsünde büyük bir değişim meydana gelecektir.
Buna ek olarak, Türkiye’nin bir diğer çok önemli bitki alanı olan Ermenek Vadisi’nde (ÖBA No. 72), Devlet Su İşleri (DSİ) başka bir baraj projesi daha planlamaktadır. Bu projeyle, Ermenek Nehri’nin akış yönü değiştirilerek, Konya Ovası’nın sulanması amaçlanmaktadır. Ermenek vadisinin barındırdığı benzersiz bitki örtüsü, bu baraj projesi nedeniyle büyük bir tehdit altındadır. |
|
|
|
|
|
| |
Turizm Faaliyetleri |
|
|
|
|
|
| |
Kıyılarımızda gün geçtikçe yaygınlaşan ve devlet tarafından da desteklenen turizm fraaliyetleri sonucu kıyı ve kumullarımız gün geçtikçe artan sayıda çeşitli tesisler tarafından işgal edilmekte ve bunun sonucunda özellikle bazı nadir bitkiler zarar görmektedirler. Pancratium maritimum (Kum zambağı) buna bir örnektir. |
|
|
|
|
|
| |
Tarımsal mücadele ve kirlenme |
|
|
|
|
|
| |
Hava ve su kirliliği yanında toprakların kirlenmesine de neden olan bilinçsiz pestisit kullanımı sonucu bitki ve hayvan türlerinin zarar gördüğü bilinmektedir. Bitkiler açısından tarlalarda yetişen arsız otlar veya yabancı otlar, adından da anlaşılabileceği gibi yeryüzünde çok yaygın bulunan kozmopolit bitkilerdir. Bu nedenle, bu olaylar ile bu doğal bitkilerin nesillerinin tüketilmesi pek kolay değildir. Ancak endemik ve nadir bitkiler bu tip mücadeleden zarar görebilirler. Dünyada yalnız Ankara’nın Gölbaşı ilçesindeki göl çevrelerindeki tarlalarda arsız ot olarak yetişen ve herbisit kullanımının tehdidi altında bulunan Centaurea tchihatchefii(yanar-döner) bu tip endemiklere tipik bir örnektir. Diğer yandan Murgul ve Karabük çevreleri, hava kirliliğinin bitkilere etkisini gösteren bazı örneklerdir. |
|
|
|
|
|
| |
Bilinçsiz ve Kontrolsüz Avcılık Faaliyetleri |
|
|
|
|
|
| |
4915 sayılı Kara Avcılığı Kanuna dayanarak her sene toplanan MAK (Merkez Av Komisyonu) kararları ile denetim ve yönetim altına alınan avcılık özellikle bilinçsiz ve kontrolsüz yapıldığında büyük memeli ve kuş türlerine başta olmak üzere tüm canlılara çok büyük zararlar vermektedir. Kanun ile yasaklanan yöntemlerin kullanılması, limitlere ve de av zamanlarına riayet edilmesinin yanında en önemli sorun zehirlemedir. İnsafsızca kullanılan çoğu zehirin (siyanür gibi) bileşenleri kalıcıdır ve öldürülen hayvanları yiyen diğer yaban ve evcil hayvanlara, hayvanların ölüleri toprağa, topraktaki siyanür ise yağmur ve karla akarsulara ve göllere ulaşarak zehirin yayılmasına ve insan ve hayvan sağlığı açısından son derece kötü sonuçlar doğurmasına sebep olmaktadır. |
|
|
|
|
|
| |
KAYNAKÇA |
|
|
|
|
|
| |
Anonim. 2000. Doğadaki Ayak İzlerimiz. Doğal Hayatı Koruma Derneği / Doğal Hayatı Koruma Vakfı. İstanbul.
Anonim. 2001. Çevre Koruma Projeleri Geliştirme Eğitimi Kılavuzu. UNDP Küresel Çevre Fonu – Türkiye Doğal Hayatı Koruma Derneği. Ankara.
Anonim. 2001. Son Anadolu. Yeşil Atlas. No: 4. Doğan Burda Rizzoli Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş. İstanbul.
Anonim. 2002. Önemli Kuş Alanları Kılavuzu. Türkiye Doğal Hayatı Koruma Derneği - BirdLife International. Ankara.
Berkes, F. ve Kışlalıoğlu, M. 1990. Ekoloji ve Çevre Bilimleri. Remzi Kitabevi. İstanbul.
Bryant, Peter J. 2002. Biodiversity and Conservation: A Hypertext Book at http://darwin .bio.uci.edu/~sustain/bio65/lec07/b65lec07.htm.
Çağlar, Y. 2000. Anadolu Yeşillemesi. Kendi yayını. Ankara.
Çağlar, Y. 2002. Doğa, Biyolojik Çeşitlilik, Orman ve Orman Köylüleri (Kavramlar-Olgular-Oluşumlar). UNDP (GEF/SGP) ve Kırsal Çevre ve Ormancılık Sorunları Araştırma Derneği. Ankara.
Çağlar, Y. 2003. Dendroloji (Ağaçbilimi) ve Orman Ekolojisi “Okulu” Ders Notları. Kırsal Çevre ve Ormancılık Sorunları Araştırma Derneği Yayın No: 13. Ankara
Can, Ö., E. 2002. Kim daha Vahşi ? Büyük Etoburlar. Yeşil Atlas. No: 5. Doğan Burda Rizzoli Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş. İstanbul.
Can, Ö.E. 2003. Large carnivores in Turkey: Current status of wolf, brown bear, striped hyaena and Anatolian leopard and their conservation priorities. 4th European Congress of Mammalogy, Brno, Czech Republic 27 July-1 August. Program, abstracts, p75.
Çepel, N. 1997. Biyoçeşitlilik Önemi ve Korunması. TEMA Vakfı Yayınları No: 15. İstanbul
Çepel, N. 2003. Ekolojik Sorunlar ve Çözümleri. TÜBİTAK Popüler Bilim Kitapları. TÜBİTAK. Ankara.
Doğan, M. 2003. Türkiye’de Biyolojik Çeşitliliğin Korunması. FAO / UNTG Türkiye’de Biyolojik Çeşitlilik ve Organik Tarım Çalıştayı: 15-16 Nisan. Ankara.
Eken, G. 2001. Son Anadolu: Yedi Ananın Tek Kundağı. Yeşil Atlas. No: 4. Doğan Burda Rizzoli Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş. İstanbul.
Ekim, T., Koyuncu, M., Vural, M., Duman, H., Aytaç, Z., Adıgüzel, N. 2000. Türkiye Bitkileri Kırmızı Kitabı (Red Data Book of Turkish Plants). Türkiye Tabıatını Koruma Derneği, Ankara; Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Van.
Heinzel, H., Fitter, R. Ve Parlow, J. Türkiye ve Avrupa’nın Kuşları. Türkiye Doğal Hayatı Koruma Derneği. İstanbul.
Işık, K. 1988. Doğa Koruma Biyolojisi (DBK): Genlerden Ekosistemlere. Yeri:Biyoloji Eğitiminde Çevre Sorunları Sempozyumu. Hacettepe Üniv. Yayınları E/1 (ed. A. Güner, D. Kolankaya, A. İzbırak, 20-21 Aralık, 1988, Ankara). ss: 22-30.
Işık, K. 1996. Biyolojik Çeşitlilik ve Orman Gen Kaynaklarımız. Orman Bakanlığı. Ankara.
Işık, K. 1998. Biyolojik Çeşitlilik. Yeri: Çevre ve İnsan. Anadolu Üniversitesi Yayın No: 1017, Eskişehir, ss: 13-39.
Işık, K. 1999. Çevre Sorunları, Biyolojik Çeşitlilik ve Orman Gen Kaynaklarımız. TEMA Vakfı Yayın No: 25, İstanbul, 197 ss.
Işık, K. 2003. Genlerden Ekosistemlere: Biyolojik Çeşitlilik ve Sunduğu Hizmetler. FAO / UNTG Türkiye’de Biyolojik Çeşitlilik ve Organik Tarım Çalıştayı: 15-16 Nisan. Ankara.
Işık, K. 2003. Türkiye’de Biyolojik Çeşitlilik: Flora, Fauna ve Ekosistem Çeşitliliği. FAO / UNTG Türkiye’de Biyolojik Çeşitlilik ve Organik Tarım Çalıştayı: 15-16 Nisan. Ankara.
Kalem, S. 2002. Küre Dağları Yerel Doğa Kılavuzu Eğitim Programı Ders Notları. WWF Türkiye (Doğal Hayatı Koruma Vakfı). Ankara
Kışlalıoğlu, M. ve Berkes, F. 1992. Biyolojik Çeşitlilik. Türkiye Çevre Vakfı (II. Baskı). Önder Matbaası. Ankara.
Kurdoğlu, O. 2002. Kaçkar Dağları Milli Parkı ve Yakın Çevresinin Doğal Kaynak Yönetimi Açısından İncelenmesi, KTÜ Fen Bilimleri Enstitüsü Doktora Tezi, XVI+294 sayfa.
Myers, N. et al. 2000. Biodiversity Hotspots. Nature (403): 853-858.
Özhatay, N., Byfield, A. ve Atay Sema. 2003. Türkiye’nin Önemli Bitki Alanları. WWF Türkiye (Doğal Haytı Koruma Vakfı). İstanbul. Türkiye.
TÇV (Türkiye Çevre Vakfı). 1990. Türkiye’nin Biyolojik Zenginlikleri. (Ed. Aykut Kence). TÇV Yayını, Ankara, 318 ss.
Vural, M. 2003. Türkiye’nin Tehdit altındaki Bitkileri. FAO / UNTG Türkiye’de Biyolojik Çeşitlilik ve Organik Tarım Çalıştayı: 15-16 Nisan. Ankara.
Yarar, M. ve Magnin, G. 1997. Türkiye’nin Önemli Kuş Alanları. Doğal Hayatı Koruma Derneği, İstanbul.
|
|
|
|
|
| |
YEGEN, Yasar (Proje koordinatörü), 2001. Dilek Güroluk Hidroelektrik Santralinin Fırtına Vadisi Doğal Ortam Şartları İle Etkileşimi Projesi, Proje Numarası: ÖR – 90 / 07032000,İstanbul
YEGEN, Yaşar (Proje koordinatörü), 01.10.2001 – 31.12.2002.Fırtına Deresi Havzasında Doğal Ortam Özelliklerine Yapılan Müdahalelere sonucunda Görülen Risk Unsurlarının İncelenmesi ve Çözüm Yollarının Araştırılması Projesi Final Raporu, Proje Numarası: TUR–02–06 PL, UNDP (GEF/SGP) ve Doğu Karadeniz Ekolojik ve Kültürel Araştırmaları Derneği. İstanbul
YEGEN, Yasar (Proje koordinatörü), Mart – Kasım 2003. Kaçkar Dağları Milli Parkı ve Fırtına Deresi’nin Etkin Korunması için Eğitim ve Bilgilendirme Çalışması Projesi Final Raporu, Proje No.: TUR–02-10, UNDP (GEF/SGP) ve Karadeniz Çevre Derneği. Rize
YEGEN, Yasar (Proje koordinatörü), Mart – Kasım 2003. Kaçkar Dağları Milli Parkı ve Fırtına Deresi’nin Etkin Korunması için Eğitim ve Bilgilendirme Çalışması Çevre Eğitimi Ders Notları , Proje No.: TUR–02-10, UNDP (GEF/SGP) ve Karadeniz Çevre Derneği. Rize
YEGEN, Yasar (Proje koordinatörü), 01 Şubat – 15 Mart 2004. Rize il Jandarma Komutanlığına Yönelik Çevre Eğitim Semineri Projesi Çevre Eğitimi Ders Notları UNDP (GEF/SGP) ve Karadeniz Çevre Derneği. Rize
YEGEN, Yasar (Proje Koordinatörü), 01 Şubat – 31 Temmuz 2006. ‘’Doğa Koruma ve Doğa Korumanın Yolları’’DEFRA ve Karadeniz Çevre Derneği. Rize ISBN 975–00864–0–6
WALLACE, G.N. and PİERCE M.S.; “An Evaluation of Ecoturizm in Amazonas” Brasil, Annals of Tourism Resarch, 23(4): 843-873
Wight P. A.(1996); “North American Ecotourisim Markets: Motivations, Preferences and Destinations”, Journal of Travel Research, Volume XXXV, Number:1, s.3 -10 |
|
Anon., Çocuklar ve Gündem 21, TÜBİTAK-TEMA Vakfı Yayınları, 1997. |
Anon., Action for Plants, Tate & Lyle, 1998. |
Anon., Living Planet Report 2000, WWF. |
Çepel, N., M. Bahtiyar, K. Işık, M. Altın, U. Geray, T. Neyişçi, M. Sarı, A. E. Özer, TEMA Eğitim Seminer Notları, TEMA Yayınları 26. |
Demirsoy, A., Yaşamın Temel Kuralları, Hacettepe Üniversitesi Yayınları, 1998. |
Dorfman, G., S. Kahkonen, Outreach, Information for Educators and Communicators, Biodiversity Series, Solution pack, Breeding your own crops, WWF, 1998. |
Eken, G., Biyolojik Çeşitlilik, Yeşil Atlas Dergisi, Sayı 3, Ekim 2000. |
Eken, G., Türkiye’nin Biyolojik Çeşitlilik Atlası, Yeşil Atlas Dergisi, Sayı 3, Ekim 2000. |
Watt F., F. Wilson, Hava ve İklim, TÜBİTAK Popüler Bilim Kitapları, 1998.
Gönüllü Çevre Eğitim Kılavuzu, WWF-Türkiye (Doğal Hayatı Koruma Vakfı) |
|
|
| Faydalanılan İnternet Sayfaları |
|
http://www.geog.ouc.bc.ca/physgeog/contents/4e.html
http://www.richmond.edu/~ed344/webunits/adaptations/camou1.html
http://ga.water.usgs.gov/edu/earthwherewater.html
http://mojavewater.org/mwa800.htm
http://www.montana.edu/wwwwet/educpage.html
http://educ.ca/faculty/mroth/438/weather/watercycle.html
http://bonus.lycos.com/contour/GreatPlantEscape/http@@/www.urbanext.u../c2m1.htm
http://pelican.gmpo.gov/edresources/soil.html
http://csep10.phys.utk.edu/astr161/lect/earth/atmosphere.html |
|
|
|
|